SUPERMAN olanların 10 Altın Kuralı

0
463

 

1) KENDİNİZİ SEVİN
Kendinizi olduğunuz gibi kabul edin, sevin ve kimseyle mukayese etmeyin. Herbir insanın dünyası kendi etrafında dönmektedir. Senden bir başka daha yok. Nekadar değerli olduğunun farkında ol. Elmas bile çok farklı şekillerde birçok insanın elinde var. Ama senden başka yok senin gibi düşünen, senin gibi hayal kurabilen hiçbir varlık yok. Kendini sevmediğin an ağaç veya hayvanlardan bir farkının olmadığı andır. Kendisini sevmeden, kendisiyle barışık olmadan, insanın genelde salt sevgiye alışması zordur. Sadece “ben kendimi seviyorum” demekle, bilincimizi veya bilinçaltı aklımızı ikna edemeyiz. Sokakta sıradan bir kişiye, “kendinizi seviyor musunuz” sualini yönlendirsek, büyük olasılıkla, “ben kendimin düşmanı mıyım tabiî ki kendimi seviyorum” türü bir cevap ile karşılaşabiliriz. Ama insanlar kendi iç dünyalarında genellikle “onun her şeyi var benim neden yok?” tuzağına düşebildikleri gibi, başkalarına göre “şu veya bu konuda üstünüm” anlayışına da kapılabilirler. Oysa, herkesin yetenekleri ve zayıflıkları farklıdır. Yeteneklerinizi kullanın!
Herkes kendi göreceli üstünlüğünün peşinde olmalıdır. Mukayeseyi bırakıp kendimizi olduğumuz gibi görmeliyiz. Yanlışlarımızı ve eksikliklerimizi kabullenip bunları düzeltme ve kendimizi doğru yönde geliştirme çabası içinde olmamız “kendimizi sevmede” bize rehber olacaktır.
Yaşam zordur ve bu nedenle kendini sevmek te zordur, çünkü “kendini sevmek” almak değil vermek sanatıdır. Kendisiyle barışık insan, kendini seven insan, insanların kendini sevmesini beklemeden onlara hep sevgiyle bakma alışkanlığına sahip insandır.Kendinizi daha fazla sevmeye başlamak istiyorsanız size ilk önerim Nick Vujicic’in hayatıdır.
bknz. https://www.youtube.com/watch?v=1KvAryC7rEc2- Yaşamın verdiği değerliliği karşı tarafın bakışlarında ve sözlerinde değil kendi içinizde arayın

Yaşamın içinde doğru soruları sormak ve doğru cevapları aramak, her yolculuğumuzun ilk adımı olmalıdır. Aslında hepimizin cevap araması gereken en temel sorular bence şunlardır:

Ben kimim?

Burada ne yapıyorum?

Burada ne yapmalıyım?

Günümüzün karmaşık, kaotik ve çok hızlı dünyasının birey üzerinde yarattığı en büyük tahribat, yaşamın anlamsız görünmesi, anlamını yitirmesi riskidir. Yaşamın ritmini yakalayıp onunla birlikte uyum içinde akabilmemizi, yaşamın olasılıklarını ve fırsatlarını coşkuyla kucaklamamızı ve kendimizi gerçekleştirme yolunda güvenli adımlarla ilerlememizi sağlayan şey, yaşama verdiğimiz değer ve yüklediğimiz anlamdır. Yaşamlarına bir anlam yükleyemeyen ve bir varoluş sebebi bulamayan insanlar, bütün bu olan bitenin anlamsız, değersiz olduğu duygusuna kapılabilir ve bir varoluş boşluğuna düşebilirler. Bu talihsiz durum insanın bütün dengesini altüst eder. İnsanı özünden, ruhundan uzaklaştırır, kendine ve toplumuna yabancılaştırır. Kimini her şeye karşı hırçınlaştırır, kimini uyuşturucu gibi, televizyon gibi, internet gibi, alışveriş gibi çeşitli şeylere bağımlı hale getirir, kimini depresyona sokar, kimini inançsız biri yapar, kimini dogmaların ve batılın kucağına iter, kimini boş vermişliğe ve tembelliğe çeker, kimini eğlencede ve zevkte aşırı uçlara savurur, kimini ise intihara sürükler… Yaşamın anlamını yitirmek her şeyi yitirmek demektir…

Hayatın provası olmaz. Ne yapmak ve ne başarmak istiyorsanız bunu her an ve her durumda, şimdi ve şu anda zaten yapıyor olmalısınız. Hayatın dinamiklerinin farkında, kendi yerini arayan insan kendini tüm bu hastalıklardan uzak tutmayı da başarır. İnsan kendine yakışanı, kendisine uygun olanı aramalıdır. Hayatın içinde kendi yerimizi aramak demek, hayata, sonucu değiştirebilecek, bir şeyler katabilecek aktif bir oyuncu olarak katılmak ve bir yaşam boyu bunun için mücadele etmek demektir. Hayatın içindeki sorumluluklarının farkında olan insan, hayatın içinde kendi yerini de bulabilecek ve varlığına sonucu değiştirebilecek bir anlam katabilecektir. İnsan hedeflerinin ve ideallerinin büyüklüğü ölçüsünde büyük olur. Hayatın içinde bir yer değil, hayatın içinde kendi yerinizi istemelisiniz. En büyük başarı, seni kendinden başka bir şey yapmaya sürekli çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmektir, der Ralph Waldo Emerson E. E. Cummings de; ‘Seni diğerlerinden farksız yapmaya, bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı artık hiç bitmez,’ der. Sokrates; ‘Bir insanın hayattaki en önemli faaliyeti, ruhuna gereken özeni göstermesidir,’ der. Hacı Bektaş-ı Veli de; ‘Her ne ararsan kendinde ara,’ der. Kendinizi nereye layık görüyorsanız orayı aramalısınız, Mevlana’nın dediği gibi; insanın değeri aradığı şeydir ve yine dediği gibi; bulanlar sadece arayanlardır…

Peki, mutlu muyuz? Tukidisis; ‘Mutluluğun sırrı özgürlüktür ve özgürlüğün sırrı da cesarettir,’ der. Ancak özgür olanlar kendilerini gerçekten tanıyabilirler ve kendilerini gerçekleştirebilirler. İhtiyaç Hiyerarşisi’ni ortaya atan Amerikalı psikolog Abraham Maslow; ‘Eğer yapabileceğinizden daha azını yapmayı planlıyorsanız, hayatınızın sonuna kadar mutsuz olacağınız konusunda sizi uyarmak isterim,’ der. Kendini gerçekleştiremeyen her insanın yaşamı eksik bir yaşamdır ve aslında olabileceğinden daha az mutludur…

İçimizdeki en iyi ben’i bulabilmek aslında en iyi ben’i inşa etmektir. İnsanlar kendilerini duygu, düşünce ve eylemleriyle gerçekleştirirler. Bunlarda bütünlük önemlidir çünkü kendi içlerinde sinerji yaratırlar. Bunun için dış görünüşünüzden giyiminize, duruşunuzdan tutumunuza, inancınızdan gayretinize, düşüncelerinizden söyleminize, tercihlerinizden çevrenize ve ilişkilerinize kadar hatta dinlediğiniz müziğe, izlediğiniz filmlere kadar her şeyinizi bu yönde koşullandırmanız, yönlendirmeniz ve şekillendirmeniz gerekir ve en önemlisi de bütün bunları davranışlarınıza kararlı ve tutarlı bir şekilde yansıtmanız ve yaşamdaki avantajlarınızı biriktirmeniz gerekir…

En iyi yaptığınız şeyi yaptığınızda, en iyi olduğunuz şeyi olduğunuzda, en iyi halinize ulaştığınızda, hayatın içinde kendi yerinizi de bulmuşsunuz demektir. Bu yerin nasıl bir yer olacağı size, tercihlerinize ve en önemlisi gayretinize kalmıştır. Hayatın içindeki yerini bulmak demek, hayata kendinden bir şey katmaktır, hayata kendi gücünce yön vermektir. Hayatın, dünyanın, her şeyin daha iyi olması için seyretmekle yetinmemek ve elinizden geleni yapmak demektir. Hayata faal ve üretken bir oyuncu olarak katılmak ve elimizden geldiği kadarıyla sonucu değiştirmek demektir. Karl Marx; ‘Filozoflar çeşitli biçimlerde dünyayı yorumlamakla yetindiler, oysa asıl önemli olan dünyayı değiştirmektir,’ der. Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz insanlar, hayatın içinde kendi yerlerini arama yolculuklarında dünyayı değiştirenler, insanlığın gelişimine katkıda bulunanlardır…

3- Buğdaylar gibi büyüdükçe başınızı yere eğin ve alçak gönüllü olun.

Alçak gönüllü olmakla ne kazanırız? Kendimizi kazandığımız söylenebilir. İnsanın istekleri sınırlı değildir. Yetinmeyi bilmedikten sonra en büyük servet bile açlığı dindirmez. Hayatı duymak ve ondan keyif alabilmek alçak gönüllü olmaya bağlıdır. Bireyin yaşamı için yetinmeyi bilmek tek çıkar yoldur. Başkaları tarafından dünyaya getirilen, dışarısı tarafından eğitilen ve yaşamının kuralları başkalarınca belirlenen bireyin büyüklenmesi geçerli bir etkinlik değildir. Ne zaman gelip ne zaman çıkacağımızı bilmediğimiz ve gözle görülmeyecek kadar küçük bir alanda bulunan hayatlarımız ne kadar yüceltilebilir ki? Hak edilmiş bir hayat yok, ancak bahşedilmiş bir yapıdan söz edilebilir. Bizim olduğunu iddia etmek için bile sağlam bir temel yoktur ki hayat, sonsuz uzay- zamanda gelip geçici bir heves gibidir. Dolayısıyla Alçak gönüllülük insanın algısını tamamlayan hayati özelliklerdendir.

Alçak gönüllü kişinin bazı özellikleri: sınırlarını kabul etmek: her şeyde iyi olamayacağını kabul etmek, kendi hatalarını tanımak, sahip olduklarından memnun olmak,hata yapmaktan korkmamak, hata yaptığını kabul etmek kendini övmekten kaçınmak, her şeyi kendine mal etmemek, başkalarına müteşekkir olmak, kendini başkalarıyla karşılaştırmamak, öğrenmeye açık olmak, başkalarına yardım etmektir.

Basit şeylerden keyif almayı alçak gönüllülük- tevazu- sayesinde başarırız. Aynı şekilde, tevazu sayesinde hayatın zorluklarıyla mücadele edecek gücü kendimizde buluruz. Mütevazı bir insansanız, hiçbir deneyimi aşağılamazsınız, hiçbir çalışma arkadaşınız değersiz değildir, hiçbir anınızı dikkatinizi vermeden geçirmezsiniz. Tevazu sizi her detaya özen göstermeye iter. Bir işi sıkıcı, yorucu, moral bozucu veya zaman kaybı olarak görüp es geçmek yerine baştan sona sabır gösterir, işi en ince noktasına kadar öğrenirsiniz.

4- Eleştiriye karşı hoşgörülü olun

Eleştiriyi kabullenmek fıtrat meselesi, eleştirebilmek de kabiliyet meselesidir. Eleştiriyi kabullendiğiniz sürece gelişmeye devam edebilirsiniz…

5- Her olayda suçlamak yerine sorumluluk alın

Başarılı kişiler sorumluluğun gücüne inanırlar. Başarıdan ayrı düşünülemeyecek bir inanç varsa; o da büyük sorumluluk yüklenilmeden, büyük başarı elde edilemeyeceğidir.

6- Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

En dipte olduğumuz an değişmemiz gereken andır ve bu artık doğru şeyleri yapmamız gereken hayati değişimlerdir. Zirvede olduğumuz zaman yine değişmeliyiz çünkü zirvede kalmak için gelişmeli ve yeni fikirler üretmeliyiz. Zaman acımasızca su gibi akıp giderken aynı şekilde kalamayız. Kalırsak biteriz.

Sürekli yenilik, ilerlemek ve daha iyisine sahip olmak insanın varoluşunda bulunan en etkili özelliktir. Bu sebepledirki değişimin farkında olun ve hatta bizzat değişimin öncüsü olun. Bu mümkün.

7- Karşınızdakini değil önce kendinizi değiştirmeye çalışın.

8- Anlamanın ve dinlemenin konuşup üste çıkmaktan daha önemli olduğunu unutmayın.

Tepki vermeden, söz kesmeden, yargılamadan dinlemeyi, kaçımız başarabiliyoruz? Kaşımızdakini gerçekten dinlemek, ona zaman ayırmayı, odaklanmayı gerektirir. İyi bir dinleyici söylediklerimizin içinden neyin önemli olduğunu anlayabilen kişidir. Dinlemek için önce susmak, tepki vermekten vaz geçmek gerekir, karşımızdaki kişi bize ne kadar yakınsa vereceğimiz tepki o denli büyük olacaktır.
Dinleyenler genellikle kendi iç dünyaları ile öyle doludur ki, biz bir şeyler anlatırken, bizim iç dünyamızı, arzularımızı, isteklerimizi, üzüntülerimizin asıl nedenlerini anlayamaz. Dinliyor gibi görünür yada içlerinden bazılarını anlar diğerlerini eler, ama gerçekte söylediklerimizin hepsini dinlemez ve bizim iç dünyamızı değil kendi iç dünyalarını odak olarak alırlar

Çoğu diyalog dinleyici olmaktansa, konuşan olmak ve kendini dinleten taraf olabilmek için verilen bir savaşa döner.
Dinlemek bir dikkat meselesidir, karşımızdakini bekleyebilmek ve ilgi göstermektir. Herkesin gönlünde yargılanmadan, sözü kesilmeden, yanlış anlaşılmadan kendini ifade edebilme isteği yatar. Bazen karşımızdakinin tahmin edebileceğini düşünüp, kendimizi doğrudan ifade edemeyiz yada etmeyiz bunu karşımızdakinin anlamasını bekleriz. Bence iletişimdeki en büyük problemlerden biridir bu ima etmek ve karşımızdakinin kafamızın içini okumasını ve üstelik tüm ayrıntıları ile bizi doğru anlamasını beklemek.
Eğer karşımızdakini gerçekten anlamak istiyorsak, söylediği kelimelerin ötesine giderek derin manalarını,aslında bize verdiği gizli mesajları anlamak gerekir ki, bu da çok iyi bir dinleyici olduktan sonra kazanılabilecek bir beceridir.
Karşımdaki mantıksal düzeyde konuşuyor, bana bir kavramı, fikri anlatmaya çalışıyor ve bende onun söylediklerini duygusal yönünü duyuyorsam, karşımdakini gerçekte anlamıyorum demektir. Aynı şekilde hayal dünyasından, yada duygusal düzeyde konuşuyor ve ben onu mantıksal düzeyde dinliyorsam gene anlamıyorum demektir. Karşımdaki kişinin demek istediği ile benim anladığımın aynı olup olmadığını denetlemeye geri–iletim adı verilir. Dinlemek insanı mutlaka anlamaya götürmüyor bu sebeple eğer iyi bir iletişim kurmak istiyorsak geri-iletimi aktif olarak kullanmalı ve karşımızdakini anlayıp anlamadığımızı bu şekilde ifade edebilmeliyiz. Bu sayede kelimelerin karşımızdaki kişide ki anlamı ile, bizde aynı kelimenin yüklü olduğu anlamın aynı olup olmadığını ortaya çıkartabiliriz. Çok güçlü bir insan dediğimde, ”gücün” bendeki anlamı manevi olarak dayanıklı, zorlukları yenebilenken, karşımdaki kişi bunu zengin yada kuvvetli olarak anlayabilir. Bunu açığa çıkartmak için ”güç derken” sorusunu sorabiliriz böylece karşımızdaki gücün manasını açacak ve benim anladığım ile onun anladığı mana arasındaki fark ortaya çıkacak ve yanliş anlaşılmalar ortadan kalkacaktır. Çünkü insanlar sorunlarını genellikle üstü örtülü, simgesel bir biçimde ortaya koyarlar, yani açıkça söylemezler. Geri –iletim alarak yanlış anlamayı ortadan kaldırıp karşımızdakinin gerçekte bize vermek istediği mesaja odaklanabiliriz.
Kişileri gerçekten anlamak amacı ile tüm dikkatimizle, yargılamadan dinlemek, ona büyük bir huzur ve güven sağlar. Bize güven duyduğu içinde iç dünyasını olduğu gibi açmaktan çekinmez. Böylece gerçekte kendinin bile tam manalandıramadığı beklide bilmediği problemleri görüp, daha rahat değerlendirebilir.
Değer verdiğimiz, kendimize yakın bulduğumuz kişilerin problemlerini konuşurken, önemli olan, dile getirilen arzu yada ihtiyacı duyduğumda, kendimi buna cevap verme zorunluluğunda hissetmemem gerektiğini bilmem, yapmam gerekense, bir problemi çözüm bulmak zorunda olmadan duymam, anlamam, dinlemem ve karşımdakini anladığımı belirtmemdir.

Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, birde güzel anlama ve dinleme sanatı vardır. (Epiktetos)9- Haklı olmak yerine mutlu olmaya çalışın.

Çok sevdiğim bir söz vardır benim;

Haklı olduğumu söylemek değil, anlaşıldığımı görmek güzel.

Haklı olabilirsiniz ama haklı olduğunuz konu sizi daha iyi bir insan yapıyor mu ?

Haklı olabilirsiniz ama mutlumusunuz ?

Öz eleştiri yapın ve savunduğunuz, haklı olduğunuzu düşündüğünüz tüm konuları bir gözden geçirin.

Sonucu ne olacak en iyisi gerçekten bumu değerlendirin ve kendinizi yenileyin.

Unutmayın ki sizin haklı olduğunuzu savunan kişilerde kendi bataklığında çırpınıyor olabilir ve onların fikri sizi sadece kendi dünyanızda haklı yapar.

Mutlu olmayı deneyin. Herşey herzaman mükemmel olamaz. Önemli olan şuandan zevk alabilmek..

10- Alabileceğin en büyük intikam; affetmektir ve bazen karşınızdakine verilebileceğiniz en güzel cevap; gülüp geçmektir.

Hepimizin Başarısına, Hakan YÜCEBAŞ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here